Osmanlı kelimeler ve anlamları
Bu websitesinin Osmanlı Arşivleri bölümünün ikinci sayfasında , çok daha kapsamlı bir sözlük hazırlanmıştır. Hazırlanmış olan bu küçük sözlüğün , orijinal Osmanlı dökümanlarının daha iyi anlaşılmasında sizlere yardımcı olmasını diler ve ümit ederim.

A special thanks to Veli Çuffoğlu in searching and sharing the dictionary and court archives research of the KKTC Near East University information for the benefit of this website. And a depth of gratitude to my friend Ersu Ekrem who has written the Turkish script above.

Ismail Veli 'Kirlapo'

Âbâr :Hesap defteri; su kuyuları
Adem :Yokluk, bulunmama
Adl :Doğruluk, adalet
Adliyye :Mahkemede yargılama ve hukuk işleriyle uğraşan dâire
Ah :Kardeş, dost
Ahad :Bir (sayı), kişi, kimse
Ahd :Söz verme, and, yemin,devir, zaman, gün
Âher :Başka, diğer, gayrı
Âhir :Son, sonraki, en sonra, nihâyet, son olarak
Ahrâr :Serbest olanlar, köle ve esir olmayanlar
Ahz ü i`tâ :Alışveriş Âid :ilgili, dolayı, ili şikli, geri dönen
Akar :Para getiren mülk (ev, dükkan, tarla, bahçe vb. gibi)
Âkil :Ekleden, yiyen ´alâ :Üst, üzere
Alâka :ilgi,ilişki
Alef :Hayvan yemi, ot, saman, yulaf
Alenen :Açıkça, açıktan açığa, göz önünde
Âlî :Yüce,ulu Âm :Sene, yıl Amd :Kast, niyet, karar
Amele :işçi, ırgat
Ammâ ba’dü :Bundan sonra, gelelim maksadımıza Amme, ammete :Hala An-asl Aslından, aslında
Ârifân :Ârifler, bilgililer
Arrâf :Falcı, kâhin, müneccim; hekim; göçebe Arap aşiretlerinin örfe vakıf genel bilgileri
Aşer :On Ateh :Bunama, bunaklık
Azl :Işinden çıkarma, yol verme

**************************************************************************************************
Ba´dehû :Ondan sonra
Ba’de-t-tasdîk :Doğrulama, onaylama
Bahâ’ :Kıymet, bedel, değer
Bâis :Sebeb olan, gönderen, icâbettiren
Bakâyâ :Bakıyye 'nin cem´i, fazla kalan şeyler, kalıntılar,bakıyyeler
Bâkî :Tanrı; dâimî kalıcı; alttaraf; artık, artan, fazla, geri kalan,bundan başka
Batn :iç; iç yüz; gizli, görünmeyen nesne;; içteki, karın; nesil, soy
Bâyin :Beyn’den, aralayıcı, ayırıcı
Beher :Her, her bir, her biri
Benevî :Oğula mensup, oğul ile ilgili Benûn / benû :ibn’inc.i, oğullar
Ber-minvâl-i meşrûh :Açıklandığı anlatıldığı üzere
Ber-mu’tâd :Alışıldığı, âdet olduğu, her zaman olduğu üzere
Ber-nehc-i şer’î :Şeriât yolunda olarak
Bey’iyye :Pul, kıymetli kağıt ve benzeri şeylerde satıcıya bırakılan satma payı
Beyân :Anlatma, açık söyleme, bildirme
Beyn :Ara, aralık, arada, araya, arasında
Beyn-el-verese :Mirasçılar arasında
Bışkı :Bıçkı
Bi’n-nefs :içinden, kendiliğinden, kendi kendisi
Bidâyet :Başlama, başlangıç Bi-gayr-i hakkın :Haksızlıkla, haksız yere Bih :O, onu, ona, ondan, onunla
Bihâ :O, onu, ona, ondan, onunla (tek erkek); iyi, yeğ; ayva
Bî-hadd :Hadsiz, pek çok, sınırsız
Bi-l- muvâfakat :Râzı olarak
Bî-meded :Yardımsız
Bi-nefsihî :Kendisi, kendi kendine
Birâder :Erkek kardeş, kardeş; mec. Dost
Bi-t-tav’ :itaat etme, dinleme, boyun eğme istek ile
Buhak :Erkek kurt
Bülûg :Erkeklik yaşına girme, erginlik
Bürheten min ez-zemân :Bir hayli zaman

****************************************************************************************************

Câme-şûy :Çama şır yıkayan, çamaşırcı
Cânib :Taraf, yan, cihet
Cedde :Büyük ana veya babanın anası; anne veya babanın annesi
Celîle :Büyük, ulu
Cem’an :Bir yere toplamak sûretiyle
Cemâzi-yel-âhir :Arabî ayların altıncısı
Cemâzi-yel-evvel :Arabî ayların beşincisi
Cereyân :Akma, akım, geçme, gidiş, hareket,olma, oluş
Cünûn :Delirme, çıldırma, delilik;
Çözgü :Çulhaların üzerine ip sardıkları dolap

*******************************************************************************************************
Dâin :Borç veren, alacaklı
Dâfi’ :Defeden, savan, savuşturan
Da’vâ vekîli :Avukat,baro teşkilâtı bulunmayan yerlerde kanûnî izin ve vekil sıfatıyla dava takibine salahiyeti olan kimse
Dâye :Taya, sütnine, çocuğa bakan dadı
Def’a :Kere, kez, yol
Dellâliyye :Tellallık parası
Der-kâr :Mâlûm, âşikâr, bilinen, belli; işde, iş üzerinde bulunan
Der-saâdet :istanbul
Deyn : Borç
Direm : Akça, para, dirhem, gümüş para
Düyûn :Borçlar

*****************************************************************************************************
Eb :Baba, ata
Ebnâ’ :Oğullar
Ecl :Sebep, illet
Edevât :Bir işi işlemeye vâsıta olan şeyler, takımlar, parçalar, âletler
Ehl-i hibre :Her şeyi çok iyi bilen, bilir kişi
Ehl-i irfân :Bilgili, irfan sâhibi
Ekl :Bir şey yemek, yenilme
El-hâc :Hacı; Islâm dininin bir gereği olarak, usûlüne göre “kâbe-i mükerreme”yi ziyaret eden kimse
El-hâletü hâzihi :Henüz, şimdi, hâlâ, şimdiki halde, bugün, şimdiye kadar
El-yevm :Bugün, bugünkü günde, hâlâ, henüz, şimdi, şu anda, şimdiki zamanda Emlâk :Ev, tarla, bağ, bağçe, vesâire gibi sahip olunan mal ve mülk
Emvâl :Mallar, mülkler, para ile alınan şeyler
Enîk, enîka :Güzel, sevimli, şirin şey
Erbaa :Dört
Erbâh :Faydalar, fâizler, kazançlar
Esâmî :Namlar, adlar
Esmân :Bedeller, kıymetler, değerler
Esnâf : Nevîler, cinsler, zümreler, bir sanatla veya dükkâncılıkla geçinen kimse Eşhâd :Şahitler
Evâhir :Sonlar, ayın son günleri
Evvelâ :Ilk defasında, birinci sefer,birinci olarak,her şeyden önce, ilk önce
Evvelen :Birinci, birinci ilk olarak
Eytâm :Anası babası ölmüş, yalnız kalmış küçük çocuklar, öksüzler
Ezhâr :Arkalar, sırtlar,binek hayvanın sırtları

******************************************************************************************************

Fâiz :Ödünç verilen paraya karşı alınan kâr
Ferâğ : Vazgeçme, bırakıp terketme; hukukta. Bir mülkün tasarruf, sahip olma hakkını başkasına terketme
Ferâiz :Farz, Allah’ın emri; lâzım, vâcip, gerek; borç, vazife; mirasçılardan her birine şer’an dü şen hisse, pay
Fevâid :Menfaatler, faydalar, kazançlar, kârlar
Fevkâni :Üstte olan, yukarıda bulunan
Fî :içinde,-de; önceleri [tarihin ba şına konurdu] fî zemâninâ (zamanımızda); fî 20 Teşrîn-i evvel
Fi-l-cümle :Sonunda, nihâyette
Fi-l-hakika :Hakikatte, gerçekten, doğrusu
Furkân :iyi ile kötü ve doğru ile yanlış arasındaki farkı gösteren her şey; Kur’ân-I Kerîm
Fürûht :Satma, satım, satış
Fürû :Aşağı

*******************************************************************************************************

Garîm :Alacaklı; hasım, rakip
Gaye :Maksat, meram, netice, son, hedef
Gayr :Ayrı, başka, özge, artık, diğer, değil; yabancı, bildik olmayan
Gıbb :Son, -den / -dan sonra
Gözer :iri gözlü kalbur
Guramâ` (guremâ alındı) :Garîm’in cem´i. Alacaklılar; hasımlar, rakipler, düşmanlar; düşürülen ölü çocuğun canı üzerine alınması gerekli mal diyeti
Gurre :Arabî ayın ilk gecesi ve günü
Gügül :ipek kozası

*******************************************************************************************************

Hâce :Hoca, efendi, ağa, çelebi, sahip, muallim, profesör, öğretmen, müderris; molla, ev sahibi, tüccar
Hacr :Birini malını kullanmaktan men etme, birine bir şeyi yasaklama; kucak, himaye Hafr :Kazma, kazılma
Hâlâ :Şimdi, henüz
Hâlen :Şimdiki halde, şu anda, daha, henüz
Half :Yemin etme, and içme
Hamd :Tanrı’ya olan şükran duygularını bildirme
Hanta :Buğday
Harîd :Tek, ayrı
Harîd :Satın alma
Harnûb :Harrûb, harnup, keçi boynuzu (yemiş)
Hasbî :Karşılıksız, parasız, bedava
Hâsıl :Yiyecek gibi kullanılan ye şil arpa, husûle gelen, husûl bulan, peydâ olan, çıkan, üreyen, türeyen, biten
Hâsılat :Gelir, kazanç
Hasm :Kesme, kesip atma
Hasren :Muhasara ederek,etrafını ku şatarak, çemberleyerek
Havâss :Hassalar, keyfiyetler; muhterem, saygın olanlar
Hâvî :ihtiva eden, içine alan, kaplayan, toplayan
Havvâ’ :Hz. Adem’in zevcesi, kadın adı
Hâzına :Emziren, emzirici, süt nine, dadı
Hâzırân :Bir yerde bulunanlar
Hemişe :Daima, her zaman, her vakit
Hınta :Buğday
Hırâset :Bekleme, koruma
Hızâne :Medresede verilen süt annelik dersi
Hibre :Birşey hakkındaki bilgi ve tecrübe
Hicâr :Taşlar
Hikmet :Hakîmlik, sebep
Hirmen :Harman
Hisse-i şâyia :Huk. Müşterek bir malın her cüz’üne sirâyet eden hisse, pay
Hums :Beşte bir, beş bölükte bir bölük
Husûl :Üreme, türeme, çıkma
Husûsât :Bakımlar, işler, yollar, konular, mes’eleler, maddeler, şekiller
Huzûr :Hazır bulunma
Hüccet :Senet, vesika, delil; seçkin âlimlere verilen ünvan
Hücr :Kucak, ağuş
Hüsn :Güzel, iyi; güzellik, iyilik
********************************************************************************************************

ifrâz :Bir bütünden bir parça ayırma, ayrılma Ilgıdır :Geniş delikli kalbur Iskat :Dü şürme, düşürülme
İ’tilâf :Ülfet etme, alışma; uyuşma, uygunluk yakınlaşma
İ’lâm :Bildirme, anlatma, bir davanın mahkeme tarafından nasıl bir hüküm ve karara bağlandı ğını gösteren resmi vesika
İ’tâ : Ödeme,verme, verilme
İ’tibar :Tic. Söz veya imzanın değeri; değer saygı gösterme, ehemmiyet verme,; şeref, haysiyet; bir şeyin hakiki değil, kararlaştırılan değeri; ibret alma;
İânet :Yardım
İbka’ :Bâki, dâim, devamlı, sürekli kılma; yerinde, evvelki halinde bırakma; sınıf geçememe
İbn :Oğul
Îbne :Kız çocuğu
Îbniyye :Ölmüş kimsenin oğlunun kızı veya oğlunun oğlunun kızı
Îcâr :Kiraya verme, verilme, kira parası
İcârât :Kiralar, gelirler, irâtlar
İcâre, icâret :Kira, îrât, gelir
İdâne :Borç, (deyn’den) ödünç verme
İddet :Huk. (eskiden) kocasından ayrılan kadının, tekrar başkasıyla evlenebilmek zorunda bulunduğu süre, yani üç def’a hayiz görüp temizleninceye kadar geçecek olan müddet.
İddiâ’ :Haklı haksız bir hükümde ayak direme; mahkemede bir hakkın sabit olduğu dâvâsında bulunma; inat
İdhâl :Dahil etme, içeri sokma; memleket dışından mal getirme
Îfâ :Vefâ’dan, ödeme, bir şeyi yerine getirme, icrâ, yerine getirme; bir işi yapma; iş görme
Îfâkat :Hastalıktan kurtulma, iyi olma, iyiliğe dönme; sarhoşluk veya baygınlıktan ayılma
İhdâ :Bir
İhsâs :Hisse verme, verilme, pay etme
İhtiyâr :Seçme, seçilme, katlanma
İkame :Oturma, kaldırma, ayakta durdurma, meydana koyma
İkrâr :Huk. Birinin başka birinin kendisinde olan hakkını alacağını haber vermesi saklamayıp söyleme; dil ile söyleme, bildirme; tasdik, kabul;
İksâ’ :Kisvet’ten, giydirme, giydirilme
İktisâb :Kazanma, edinme
İktizâ’ :Lâzım gelme, gerekme; lazım getirme, gerektirme; ihtiyaç, gereklilik; işe yarama
ltizâm :Kendi için lüzumlu sayma; birinin tarafını tutma; icabettirme, gerektirme; eskiden a’şar resmi gibi devlet gelirlerinden birinin toplanması işini üzerine alma lzâm :Cevap veremez hale getirme, susturma
İmtinâ’ :Çekinme, geri durma, imkansızlık, olamayış
İnd-el-keşf :Bir yapı için harcanacak paranın a şağı-yukarı hesaplanması
İnhâ’ :Ulaştırma, yetiştirme; bir vazifeye tayin veya bir maaşa terfi için yazılan yazı İnkâr :Yaptığını saklama, gizleme, yapmadım deme; reddetme tanımama
ntikal :Bir yerden başka bir yere geçme, göçme; birinden diğerine geçme; ölme, öbür dünyaya göçme; babadan kalma miras; bir bahisten başka bir bahse geçme; hastalığın yer değiştirmesi
İntisâb :Bir kimseye mensubolma; bir yere bağlanma; birinin adamı olma
Îrâd : Bir malın getirdiği kazanç, gelir getirme, söyleme,
İrbâh :Faizle para verme; fayda ve kazanç elde etme
İrsâl :Gönderme, gönderilme, yollama; salıverme, koyuverme
İrsen :Miras olarak, soya çekimle ilgili olarak, irs yoluyla
İrtifâ’ :Yükselme; yükselti, yükseklik
İsbât :Şahit, tanık; ispat şâhit ve delil göstererek doğrusunu meydana çıkarma; var etme
İsti’dâd :Bir şeyin kabûlüne, kazanılmasına olan tabîî meyil, kabiliyet; akıllılık; anlayı şlılık; istidadı olan kimse
İstid´â :Yalvararak isteme; dilekçe
İstidâd :Doğrulma, alışma
İstidâne :Borç alma, alınma, ödünç alma
İstîfâ’ :Tamamiyle alma, alınma,ödetilme
İstihâl :Birşeye ehil olma, bir şeye layık olma
İstimâ’ :Dinleme, dinlenilme, işitme, işitilme; dinleyip kabul etme
İstimlâk :Mülk alma,bir yeri satın alma; umûmun yararına olarak bir şeyi sahibinden satın alma; kamulaştırma
İstirbâh :Faize yatırma, fazla faizle para verme, verilme
İsti şhâd :Şahit getirme, şahit gösterme
İş ´âr :Yazı ile bildirme, haber verme
İş hâd :Şahit getirme, şahit olarak gösterme
İş tirâ’ :Satın alma,alınma
İtyân :Getirme, getirilme; söyleme, bildirme; isbat

******************************************************************************************************
Kâ´in :Mevcut olan, bulunan, var olan,
Kâ’im-makâm-ı mütevelli :Huk.mütevelli makamına kaim olmak ve ona ait vazifeleri ifâ etmek üzere yargıç tarafından nasbolunan zat.
Kabl :Ön, önce, evvel, evvelki
Kabz :El ile tutma; avuç içine alma, kavrama; Azrail tarafından ruh teslim alınma, ölme
Kal´ :Koparma, koparılma, sökme, sökülme, yerinden çıkarılma, temelinden çekip alma
Kal-i eşcâr :Ağaçların sökülmesi
Kâmil :Bütün, tam, noksansız, eksizsiz; kemale ermiş, olgun; yaşını başını almış,terbiyeli, görgülü, pişmiş kimse; âlim, bilgin, geniş bilgili kimse
Kânûn-i evvel :Aralık ayı (ilk kânun)
Kânûn-i sânî :Ocak ayı (ikinci kânun)
Karz :Ödünç verme, ödünç alma; ödünç verilen veya alınan şey; borç
Kasr :Kısa kesme, kısaltma, kısma Kasr-ı yed :El çekme, vaz geçme, azaltma, kesme, eksiklik
Kayyûm :(kıyam’dan), Allah
Kayyum :Kıyam’dan, cami hademesi; mütevellî
Kazâ’ :Olacağı ezelden Cenab-I Hak tarafından takdir olunan şeylerin vukua gelmesi; davaları görme işi, hüküm verme, kadının hükmü, kadılık vazifesi, bir kadının idaresi altında bulunan yer
Kaziyye :iş, husus, madde, dava, mesele
Kefîl :Kefalet eden, kaçındığı takdirde birinin borcunu ödemeyi, birinin bir şeyi -yapması gerekirken- yapmadığı takdirde o işi yapmayı kendi üstüne alan kimse Kefiyye :Arapların kullandığı erkek baş örtüsü
Kemâl :Olgunluk, yetkinlik, tamlık, eksiksizlik
Kemâ-yenbağî :Gereği gibi, lâyık oldu ğu gibi, uygun şekilde
Kesb :Çalı şıp kazanma
Kesbî :Sonradan edinilmiş olan
Kesîr :Çok çok olan, bol
Ketb :Yazma
Kezâlik :Kezâ.,bu, bu da böyle
Kıbel :Taraf, yön, yan; taraf, cihet, nezd
Kıt’a :Parça, bölük, cüz
Kıyem :Kıymet c. Değerler
Kıyye :1300 gr. Civarında bir ölçü, okka, dört yüz dirhem
Kibâr :Büyükler, ulular; ince, terbiyeli, görgülü, nazik
Kilem :Kelimeler, lâkırdılar, sözler
Kilk :Kamış kalem
Köfün :Küfe içinde kullanılan su damacanası
Kubur :Bir çeşit tabanca
Kurâ` :Karyenin c.i köyler, kasabalar
Kurrâ` :Kâri`in c.i, Kuran’ı yedi kırae ve on rivayet dahilinde okuyan hafızlar
Kut :Ya şamak için yenilen şey, yiyecek
Küffâr :Kafirler, hak dinini inkâr edenler

*********************************************************************************************************

Lâfz :Söz
Lâhik :Yetişen, ul şan, eklenen, sonradan, tayin edilen, yenisi
Lâme :Hintlilerin sarık üzerine sardıkları bir çeşit tülbent; baştan ayağı kadar bütün vücudu örten örtü
Lata :Palto
Lebâde :Yağmurluk, kısa hırka
Lede- :Sırasında, yapıldığı zaman
Lede-t-tezkiye :Temize çıkarma, aklama
Li-ebeveyn :baba ve ana tarafından, ana baba yoluyla, baba ve ana tarafından
Li-ecl :…Den dolayı, için, maksadıyla
Li-ecl-it-tahsîl :Tahsil için, okumak için
Li-ümm :Ana bir kardeş

********************************************************************************************************

Ma´an :Bareber, birlikte
Ma´âz-Allâh :Yegâne sığınacak Allah’tır; Allah korusun, Allah esirgesin, Allah saklasın
Ma´kûd :Akdolunmuş, bağlanmış,bağlı düğümlü
Ma´kûdü’n-´aleyh :Bir akdin yapılmasından asıl maksat olan şey, akit kendisi üzerine vaki olan şey
Ma´mûlün bih :Kendisiyle amel olunan, yürürlükte olan, hükmü geçer (kanun, nizam, gramer kaidesi)
Maa / ma’ :ile, beraber, birlikte
Ma’arif :Marifetler, bilimler; bilgi, kültür
Ma’lûm :Bilinen, belli; faili bilinen ve belli olan
Ma’mûl :imal edilmiş, yapılmış, işlenmiş
Ma’rûf :Herkesçe bilinen, tanınmış, belli; meşhur, ünlü
Mâ-adâ : -Den aşka
Maan :Beraber, birlikte
Magrûs :Gars olunmuş, toprağa dikilmiş
Mahall :Yer
Mahcûr :Huk. Hacr altına alınmış, haczolunmuş, kullanmaktan men edilmiş
Mahdûm :Oğul, evlat; hizmet edene nispetle efendi veya hanım
Mahkûmün bih :Huk. Hüküm ve kararı verilmiş; hüküm giymiş
Mahrûs :Muhafaza edilen, gözetilen, korunan
Mahrûsa :Büyük şehir
Mahsûl :Hûsul bulan, hasıl olan, meydana gelen şey; ürün, verim
Mahzar :Birkaç kişi tarafından imzalanmış olan dilekçe; mahkeme sicili, huzur yeri, büyük bir kimsenin önü; hazır olma, görünüş
Mâ-i cârî :Akar su
Mâ-i lezîz :Tatlı su
Mak´ad :Oturulacak yer, minder; oturak yeri, makat
Makât :Mak´âd 'dan galat; oda minderinin üzerine yayılan kumaş, minder yüzü Makbûzât :Borçlulardan veya satıştan toplanan para
Mankal :Nakl’den, mangal
Mansûb :Nasbolunmuş, konmuş, dikilmiş; memuriyette bulunan
Mantûk :Söylenilmiş, denilmiş; söz, kelam, nutuk, mânâ, mefhum
Mârr-üz-zikr :Zikri geçmiş olan
Masârif :Harcanan paralar, harcamalar, giderler
Masârif-i müteferrika :Çeşitli giderler
Matl :Geçirme, atlatma, def etme; çekme
Matlub :Talebedilen, istenilen, aranılan şey; alacak
Maûnet :Yardım; azık, yol yiyeceği; huk. Masârif
Ma-vaka` :Vuku bulmuş, olup geçmiş, olay
Mazbata :Kararname, tutanak
Meâb :Sığınılacak yer, geri dönülecek mahal, geri dönülecek yer, sığınılacak yer Mebî` :Bey` den satılmış şey
Mecelle :Kitap, mecmua, dergi
Mecmûa :Toplanıp biriktirilmiş, tertip ve tanzim edilmiş şeylerin hepsi;seçilmiş yazılardan meydana getirilen yazma kitap; dergi
Mecrâ :Suyun cereyan ettiği, aktığı yatak, su yolu, akıntı yeri; bir işin gidiş oluş yolu; bir havadisin bir haberin yayılma yolu;
Medfûât :Sarfedilmiş, verilmiş paralar, kasadan çıkan paralar; verilen harcanan paranın hesap defterinde kaydedildiği hâne, kolon
Medhal :Dahil olacak, girecek yer, kapı, antre; başlangıç; giriş
Medhûl :Dahl edilmiş, ayıplanacak bir kusur işlemiş; dile düşmüş; kendisine bir şey girmiş olan
Mefrûz :Îfrâz olunmuş,ayrılmış, bölünmüş
Mehcûr :Hecrolunmuş, terk olunmuş, bırakılmış, kullanılmaz olmuş, unutulmuş; uzaklanmış, ayrılmış
Mehr :Mihir, evlenirken erkek tarafından kadına verilen nikâh bedeli
Mehr-i muaccel :Nikâhta kız tarafına verilen ağırlık, para; başlık, kalın
Mehr-i müeccel :Boşanma veya ölüm halinde kız tarafına verilmesi, nikâhta kararla ştırılan bedel
Memlû :Doldururmuş, dolu
Men’ :Yasak etme, bırakmama, durdurma, esirgeme, vermeme, önleme
Menâb :Birinin yerini tutma, vekil olma, vekillik yeri
Menkul :Nakledilmiş, bir yerden bir yere taşınmış, taşınan
Mer´î :Riayet edilen, saygı gösterilen; yürürlükte olan; gözetilen
Merkume :Yazılmış, adı geçmiş; bayağı, âdî, işsiz güçsüz, aşağılık kimse
Mesâg :Îzin;
mesâg-ı şer’i : şeiratın verdiği izin
Mestûr :Setrolunmuş,örtülü, kapalı, gizli; açık saçık gezmeyen, namuslu kadın Mestûr :Satırlanmış, yazılmış, çizilmiş
Meşakkat :Güçlük, zahmet, sıkıntı, zorluk
Meşşâta :Gelin tuvaleti, kadın tuvaleti yapan kadın, gelini süsleyen
Me ’ûnet :Ölmeyecek kadar yiyecek, içecek, zahmet, me şakkat, sıkıntı
Mevâki’ :Mevkiler, yerler
Mevâzı’ :Mevziler, yerler
Meveddet :Mahabbet, sevgi, sevme
Mevsûkü’l-kelim :Sözlerine inanılır, güvenilir
Mevzûniyet :Mevzûn olma hali; hesaplı, düzgün, düzenli
Mezkûr :Adı geçmiş, anılmış, zikrolunmuş
Mezraa :Ziraat olunacak; ekilecek tarla, yer
Mezrû’ :Arşınla ölçülmüş
Mezrû’ :Ziraat olunmuş, ekilmiş, arşınla ölçülmüş, çift sürülmüş, tohum atılmış
Min-hays-i mecmû´ :Hepsi, topu
Minhâ :Ondan, bundan; çıkarma ve indirme sembolü
Minvâl :Çulhaların tezgâh aletlerinden üstüne bez serdikleri ağaç; tarz, yol, sûret, şekil
Misl :Benzer, kat; miktar; ön, yan, huzur; tekrarlanan bir sayının toplamı
Miyân :Orta, meyan, ara, aralık; bel, kemer yeri
Mu’arra :Çıplak, soyulmuş; temizlenmiş, arınmış
Mu’ciz :Îcâzeden,acze düşüren, başkaları –birşey yapmada- geri bırakan; kimsenin yapamayacağı yolda olan
Mu’tâd :Îtiyad edilmiş, adet olunmuş, alışılmış
Muaccel :Peşin, önden verilen, acele olunmuş
Muarrif :Tarif eden, etrafıyla anlatan, bildiren
Muâveme :Bir yıllığına tutma;ağaç, bir sene yemiş verip bir sene vermeme Muayyen :Tayin edilmiş, belli, belirli, kararlaştırılan
Mûceb :Vücûb’dan, icap etmiş, lâzım gelmiş; bir söz veya emrin icap ettiği şey, netice; büyük bir memurun kendisine sunulan evrakı tasdik için ettiği işaret, paraf Mûcib :Vücûb’dan, icab eden, gereken, gerektiren; sebep, vesile
Muhâbir :Haberci, haber veren kimse; bir yerden gazeteye haber, havadis gönderen kimse
Muhallefât :Ölen bir kimsenin bıraktığı şeyler
Muhâsebe :Hesap işi, hesaplaşma, hesap görme; bir daire veya ticarethanenin hesap işleriyle meşgul olan kısmı
Muhâtab :Hitabolunan, kendisine söz söylenilen; ikinci şahıs; eskiden, şeyhülislam tarafından, medreseden yetişmiş açan hakim
Müddeâ :Îddia olunmuş, iddia olunmuş şey, dava olunan şey, asılsız iddia edilen şey
Müddeîyân :Davada karşılıklı iki taraf
Müddeiyye :Îddia eden, davacı
Müeccel :Tecîl edilmiş, ileriye bırakılmış, peşin olmayan, ileride yapılmak üzere vakti belirtilen, ertelenmiş
Müfrez :Îfraz olunmuş, ayrılmış

Mühezzeb :Tehzîbolunmuş, düzeltilmiş, yoluna koyulmuş
Muhtân :Hain; kendisine hainlik edilen (kimse)
Mükemmel :Kemâl’den, kemale erdirilmiş,kemal bulmuş, tekmil, tam, kusursuz, olgun, eksiksiz ; güzel, âlâ
Mükerrem :Muhterem, aziz, sayın, saygıdeğer, sayılan, ululandırılan, hürmet ve tazîme erişmiş
Mültemi´ :Işıklanan, iltima eden, parıldayan, parlayan
Mün’atıf :in’itâf eden, sapan, bir tarafa doğru dönen, meyillenen, bir yana yönelen Münâdî :Nidâ eden, tellal, müezzin
Münâsaha :Nasihatte bulunma, nasihat
Münâsaha :Huk. Bir varisin kendisine kalan mirası alamadan ölmesi; birçok kimsenin ortadan kaldırılarak yerine geçmesi
Münfik :Nafaka veren, besleyen
Münkazî, münkaziyye :inkizâ eden, bitmiş, biten, ardı kesilmiş, sona ermiş Müntahab :intihabedilmiş; seçilmiş, seçkin
Mürâcaât :Başvurmalar, danışmalar, geri dönmeler, yardım istemeler
Mürâhik :Büluğ çağına ermiş, on iki yaşına basmış erkek çocuk
Mürâhika :Dokuz yaşına basıp bâliğ olmayan kız çocuğu
Mürettebât :Bir yer için ayrılmış düzenlenmiş kimseler; gemi taifesi, gemi personeli Müretteb :Yerli yerine konulmuş, tertip olunmuş, dizilmiş; tayin edilmiş, bir şey bir yer için ayrılmış; sonradan kurulmuş; danı şıklı, uydurma, yalandan tertibolunmuş Mürûr :Geçme, bir yandan geçip öte yandan çıkma; geçip gitme, sona erme
Mürûr-i eyyam :Günlerin geçip gitmesi
Müsâvî :Eşit, denk, birbirinin ötekinden farksız olanı; aynı halde ve derecede bulunan
Müsbet / müsbete :Tesbit edilmiş, delil gösterilmiş; gr. Olumlu; mat. Pozitif; gerçek, doğru, yararlı olanı yapan veya arayan
Müsbit :isbat eden, edici
Müseccel :Tescîl edilmiş, sicile, deftere geçirilmiş; mahkeme defterine geçirilmiş Müset´âr :Âriyet, eğreti, alınmış
Müsta’mel :Kullanılmış, eski, köhne
Müstagnî :Doygun, gönlü tok; çekingen, nazlı davranan; lüzumlu gerekli bulunmayan Müstakîm :Doğru, düz, dik; temiz, namuslu, doğru
Müste’cir :Kira ile tutan, kiracı
Müşâ´ :işâa olunmuş, yayılmış, hissedarlar, ortaklar arasında beraberce kullanıldığı halde hisselere ayrılmış olan şey, yer; işâ´a olunmuş, şuyû´bulmuş
Müşrif :Etrafa nazır; bir hale tekarrüb etmiş; yükselen, çıkan; ölüme pek yakın bulunan; etrafa bakan, etrafı gören; bir hal almaya yüz tutmuş olan; vakıf malı muhafaza eden kimse
Müşrif-i harâb :Yıkılmaya yüz tutmuş
Müştedd :Şiddetlenen, iştidad eden, şiddetlenmiş, azan
Müştemelât :Eklentiler, birşeyin içinde bulunduğu, ona bağlı olan şeyler, mimin kesriyle ism-i fail gibi istimâli galattır
Müştemil :iştimal eden, kavrayan, saran, içine alan
Mü şterâ :iştirâ olunmuş, satın alınmış
Müteaddid :Çoğalan, çok olan, birçok, türlü türlü, birkaç, taaddüdeden
Müteberrî :Teberri eden, yüz çeviren, uzaklaşan; kurtulmuş, ihtiyacı olmayan; her şeyden elini eteğini çeken, yüz çeviren
Mütecâviz :Tecavüz eden, geçen, aşan, fazla, çok;sataşan, sarkıntılık eden, saldıran Müteferrika :Ufak tefek masraflar için ayrılan para; çeşitli işler gören; padişah, sadrazam ve vezirlerin emirlerini götüren kimse; emniyet teşkilatında hırsız, dilenci, mecnun, esrarkeş ve benzeri gibi kimselerin ilgili makama sevk edilmek üzere barındırıldıkları kısım
Mütekarrir :Tekarrür eden, kararlaşan, yerleşip kuvvet bulan
Mütesâviyen : Birbirine eş değerde
Mütezâyid :Tezâyüdeden, ziyadele şen, çoğalan, artan
Müttehid :Birleşmiş, birlik olmuş, birleşik kimseler arasından seçilen ve huzur derslerine katılan en çok dört kişiden biri
Muhtelif :ihtilaf eden, birbirine uymayan, zıt; türlü çeşitli; çeşit çeşit
Mukarin :Bir yere gelmiş, ulaşmış, yaklaşmış, bitişik, erişmiş
Mukârrer. : Kararlaşmış; şüphesiz, sağlam; anlatılmış, bildirilmiş
Mukassatan :Taksitle, taksitli olarak
Mukâta´a :Arazinin kesime verilmesi, belli bir kira kar şılığında kat´dan, birine bırakılması; bağ, bahçe haline ekim toprağı için verilen vergi
Muksit :iksât eden, doğru harakete eden, iş gören; Allah
Mûmâ-ileyh :ima edilen, adı geçen, yukarıda anılan adam
Mûmâ-ileyhümâ :ima edilen, adı geçen, yukarıda anılan [kadın, kız, erkek] Munzamm :inzimam eden, üste konan, katılan; ek
Murâd :Arzu, istek, dilek; maksat, meram
Murahhas :Ruhsatlı, izinli; delege, devlet veya bir teşekkül, bir kurum adına salahiyetli olarak bir yere, birinin makamına gönderilen kimse
Murakka´ :(Ruk´a ‘dan) terkî´edilmiş, yamanmış, yama vurulmuş, yamalı
Mûris :Îrâseden, getiren, veren, kazandıran; miras bırakan
Musaddak :Tasdîk olmuş, greçekliği, geçirliğ resmi olarak yazı ile bildirilmiş Mutâbık :Uyan, uygun [birbirine]
Mutahhar :Tathîr edilmiş, temizlenmiş, temiz
Mutallâka :Bırakılmış, boşanmış (kadın)
Mutallik :Huk. Talak ile karısını boşamış olan koca
Mutasarrıf :Tasarruf eden, kendinde kullanma hakkı ve salahiyeti bulunan; bir sancağın en büyük idare amiri
Muvâfık :Uygun, yerinde
Muvaşşah :Süslenmiş, süslü, giyinip ku şanmış; akrostiş “müveşşah” aldık Mübeyyen :Tebeyyün etmiş, meydana çıkarılmış, açıkça söylenmiş, açıklanmış, açıklayan, bildiren
Mübeyyin :Bildiren, açıklayan, meydana koyan
Mübezzir :Tebzir eden, lüzumsuz, yersiz harcayan, israf eden
Mübtegâ :ibtigâ’dan, istenen, arzulanan
Mücedded :Tecdîdolunmuş yenilendirilmiş, yeni, yepyeni
Müceddeden :Yeni olarak, yeni ba ştan
Mücîb :Cevap’tan, icab eden, teklifi kabul eden, istenileni yapan, sorulara cevap veren
Müdâvemet :Devam etme, bir yere her vakit gidip gelme, bir işe aralıksız çalışma Müddeî :iddia eden, davacı; bir hükümde ayak direyen, inatçı
Müdde´î-i umûmî :Savcı, umûmî haklar adına dâvâ
********************************************************************************************************
Nâ`ib :Vekil, birinin yerine geçen; kadı vekili; kadı, şerîat hükümlerine göre hüküm veren hakim; nöbet bekleyen, nöbetle gelen
Nâ`il :Neyl’den, muradına eren, ermiş; ele geçiren
Nakd :Akçe, pe şin para; maden para; para olarak bulunan servet
Nâkıs :Eksik, noksan olan, tam olmayan; kusuru olan, kusurlu
Nakî :Temiz, pâk
Nâm :isim, ad, ün, lakab, yerine, vekillik
Nâ-ma´dûd :Sayılamaz, sayısız, çok
Nâmûsiyye :Namsiye (KKTC’de); yatanların görülmemesi için yata ğın etrafına çekilen perde, cibinlik
Neccârî :Dülgerlik, marangozluk
Nefs :Ruh, can, hayat;insanın yeme içme gibi biyolojik ihtiyaçları;kendi, şahıs;asıl, maya, cevher;bir şeyin ta kendisi; iç, iç taraf
Nefs-i Lefke :Lefke’nin içi
Nefs-ül-emr :Aslında bakılırsa, gerçekte
Nehc :Doğru yol; yol, usül, tarîk
Nemâ :Artma, ço ğalma, büyüme, uzanma; faiz
Nevres :Yeni yeti şen, yeni biten
Nezd :Yan, kat; göre, nazarında, fikrince
Nizâm :Düzen, usul, tertip, yol, kaide; dizi, sıra; zamanın icablarına göre konulan esaslar
Nukûd :Nakitler, paralar Nüzerâ

*****************************************************************************************************

Pîrûze :Fîrûze, mavi renkli ve değerli bir süs taşı

Ra´î/ râî :Hayvanların ot yemesi, çoban, sığırtmaç, çoban ve kır hayatını anlatan şiir Ref’ :Kalkındırma, yüceltme; yukarı kaldırma; lağvetme, kaldırma, hükümsüz bırakma Reşehât :Sızıntılar, damlalar
Reşehât-ı kalem :Kalem damlaları, kalemden dökülen fikir mahsulleri
Revgan :Yağ, parlak deri; üstü yağ gibi kayan parlak şey; cilâ; hafif hafif esen rüzgarın verdiği serinlik
Revgan-ı zeyt :Zeytin yağı
Ribh : Kâr, kazanç,fâiz
Ricâl :Erkekler, belli mevki sahibi kimseler; yayan, yaya olanlar
Rif´at :Yücelik, yükseklik, büyük ve büyük rütbe
Rişte :iplik, ip ucu, tutamak; ilgi, bağ
Rub’ :Dörte bir, çeyrek, bir şeyin dört kısımdan bir kısmı
Ruhsât :izinler, müsaadeler
Rü`yet :Görme, bakma, görülme; idare etme, çevirme, yönetme; araştırma
Rücû’ :Dönme, geri dönme, sözünü geri alma, sözünden dönme
Rüsûm :Vergiler, gümrük vergileri; usûl, merâsim
Rüşd :Doğru yolu bulup gitme, doğru düşünme, akıl sahibi olma;baliğ olma, erginlik

*****************************************************************************************************

Sâir :Seyreden, harekette olan, yürüyen; bir şeyden kalan başka şey; geçen, dolaşan; diğer, başka, gayri
Sâbit :Hareketsiz, kımıldamayan, yerinde duran; ispat edilmiş, anlaşılmış
Sadrî :Göğüse ait, göğüsle ilgili
Sadriyye :Hukukta çocukla anası arasındaki bağ, çocuğun anası ve onun ıhısımları ile olan bağ; (babaya nispetle sulbî, sulbiyye denildiği gibi)
Sahâif :Sahifeler, yapraklar
Sahh :Doğrudur, yanlışsızdır manasında resmi yazılara konulan bir işaret
Sahîh :Gerçek, doğru; halis, kusursuz, ayıpsız
Sahtiyân :Tabaklanarak boyanmış ve cilâlanmış deri
Sâire :Seyr ve hareket eden
Salât :Namaz
Sâlim :Sağ sağlam, eksiksiz, sakatı noksanı olmayan; korkusuz, emin
Sâni’ :Yapan, işleyen, yapıcı; yaradan, sanat eseri olarak meydana getiren; Allah; hukukda istisna akdinin borçlusu
Sarîh :Açık, meydanda, belli; saf, halis
Sarrâf :Sarfeden, sarraf, anlayan, değer veren
Savm :Oruç
Sebkat :Geçme, ilerleme
Sehm :Ok; yay; hisse bedeli; kısım, hisse, pay
Semânîn :Seksen
Semânûn :Seksen
Semen :C. Esmân. Baha, kıymet, değer, tutar
Semiye :Sekiz
Senâ’ :Övme, övüş
Serâ-perde :Saray perdesi, harem dairesinin önüne çekilen büyük perde; otağ, padişah çadırı
Sırran :Gizlice, gizli olarak Sigar :Küçüklük, ufaklık
Sigâr :Küçükler ´
Sikât :A.i. Sikâ’nın c.i; inanılır kimseler
Sinit :Ekmek tahtası; ağaç su testisi
Sinn :Yaş, ömrün derecesi; diş
Suâl :Sorma, sorulma, soruşturma, soru; sorulan şey; dilenme, dilencilik
Sulbiyye :Birinin sulbünden gelme
Sübût :Sabit olma, gerçekleşme, meydana çıkma
Süds / südüs :Altıda bir
Sükkân :Oturanlar
Süknâ :Oturulacak yer, konak
Sülüs / süls :Üçte bir, sikkenin üçte bir değerindeki madenî para
Sülüsân :Üçte iki, üç kısımda iki kısım
Sümün :Sekizde bir
Şâhid :Şâhit, senet yerine geçecek şekilde büyük bir eserden veya kimseden alınan örnek; güzel, sevgili
Şaîr :Arpa
Şark :Doğu, Avrupa kültürünün dışında kalan Müslüman ülkeleri
Şehd :Bal, gümeç balı
Şerh :Ayırma, açıklama, açık anlatma; bir kitabın ibaresini kelime kelime açıp izâh ederek yazılan kitap
Şetârî / şeştârî :Çizgili kumaştan giysi,
Şam, Hindistan gibi ülkelerde dokunan yollu bir kumaş
Şimâl :Kuzey, sol, sol taraf
Şirâ’ :Satın alma, satın alınma
Şurût :Şerâit, şartlar
Şürûh :Açıklamalar, şerhler, izahlar

********************************************************************************************************

Ta’bîr :Đfade, anlatma; bir manası olan söz; deyim; terim; rüya yorma
Ta’lim :Öğrenme, öğretme, öğretim, öğretilme; okutma, ders verme, verilme; meşk ile yetişme; askerlik idmanı; egzersiz
Ta’rîf :Etrafıyla anlatma, anlatılma, etrafıyla bildirme, bildirilme; bir maddeyi bütün lüzumlu noktalarını içine alır şekilde bir ibâre ile anlatma
Tâb :Güç, kuvvet, takat
Tâbe :Pişirmede kullanılan yayvan metal tabak; tava
Tâbi’ :Tab’eden, kitap basan, kitap bastıran; matbaacı, editör
Tagrîr :Müşteriyi aldatma
Tahakkuk :Hakîkat olarak meydana çıkma, gerçekliği anlaşılma
Tahkik :Doğru olup olmadığını araştırma, doğru olup olmadığını ortaya çıkarma; doğru, gerçek
Tahlîf :Yemin ettirme, yemin verme, andiçme, içirilme
Tahrîk :Hareket, kımıldatma, kımıldatılma, oynatılma
Tahrîr :Yazma, yazılma
Tahsîl :Hâsıl etme, edilme, ele geçme, geçirilme; vergi veya îrat toplama; ilim öğrenme
Tahsîlât :Halktan vergi ve rüsum alımı; para alımı
Tahsîl-dâr :Halktan vergi ve varidatı tahsil eden memur
Tahsîsât :Ödenek; bir daire veya bir kimse için ayrılmış para
Takrîr :Yerleştirme, yerleştirilme; sağlamlaştırma, sağlamlaştırılma; anlatma, anlatış; önerge, resmi olarak yazı ile bildirme; siyâsi nota; tapuda mülkünü başkasına satt ğını söyleme
Tashîh :Îyiletme, sağlığını iâde etme
Tathîr :Temizleme, paklama
Tatlîk :Nikahlı zevceyi b şama, bırakma, ayırma; dişi hurma, incir gibi bazı ağaçları, erkeklerinin çiçeğini asarak yemişlendirme
Tav´ :Îtaat etme, boyun eğme, dinleme; isteyerek bir şey yapma
Tâyıan :Îsteyerek
Tayyib :Îyi, güzel, hoş
Teba´iyyet :Tabi olma, uyma
Teberru’ :Bağış, bağışlama
Teblîg :Yetiştirme, götürme, taşıma, eriştirme, bitiştirme
Techîz :Cihazlama, lüzumlu şeyleri tamamlama, donatma, donatım
Techîz ve tekfîn :Ölünün yıkanıp kefenlenmesi işi
Tedrîc :Derece derece, basamak basamak ilerleme, ilerletme, azar azar hareket
Tefâsir :Tefsir, Kurân’ı izah eden kitaplar
Tefe / defe :Dokumacılıkta tarak vurma, çulhaların mekik attıktan sonra ipi sıkıştırmak için kullandıkları tarak
Teferruğ :Fâriğ olma; satın alınan bir mülkün ferâğ muamelesini icra ettirme yani eski sahibine ferâğ ettirip kendi namına çevirme
Teferruğ :Vaz geçme, satın alınan bir mülkün tapusunu kendi üzerine çevirme
Tefhîm :Anlatma, bildirilme, anlatılma, bildirilme
Tekfîn :Kefen sarma, kefenleme
Teksîr :Çoğaltma, çoğaltılma
Tekye :Dayanma; güvenme; tekke; dergâh vs.
Temlîk :Mülk olarak verme
Terkim :Rakam atma, atılma, yazma; yarma
Teşrîn-i evvel :Ekim ayı
Teşrîn-i sânî :Kasım ayı
Tevfîk :Uydurma, uydurulma, uygunlaştırma; bir kırılmada kırılan parçaları yeniden tatbik etme
Tevfîkan :Uyarak, uygun olarak
Tevkif :Durdurma, durdurulma, alıkoyma; tutuklu halinde bekletme
Tevliye / tevliyet :Mütevellilik, vakıf işlerine bakma vazifesi; yüz çevirme, yüz döndürme; fık. Sahip olunan malı peşin değeri ile başkasına tevcih etme
Tezkere :Hükûmetten alınan izin kağıdı; bazı meslek sahibi kimseler için yazılan biyografi; tezkere, pusula; askerlik görevinin bitirildiğini bildiren belge
Tobra :Torba Tûbâ :Güzellik, iyilik, hoşluk; rahatlık
Tûbâ leh :Ne mutlu ona
************************************************************************************************************

Piroi, Bodamya, Aya Sozemeno, Luricina, Dali ve
Dizdar köylerini seçim propagandasý maksadýyla gezen
Mýsýrlýoðlu'nun faaliyetlerini bildiren Dali muallimi
Hüseyin Rüstem'in mektubu.

Udûl :Sapma, yoldan çıkma, geri dönme, vazgeçme; âdil, adâlet sahibi olanlar, hakdan ayrılmayanlar, hakkı yerine getirenler
Uhde :Söz verme, bir işi üzerine alma; vazife, birinin üzerinde bulunan iş; yapma, becerme; sorumluluk
Uhrâ :Başka, diğer
Ulûfe :´Alef’ten,hayvan yemi, sipâhîlere, yeniçerilere verilen maaş (üç ayda bir)
Ulüvv :Yücelik, yükseklik, büyüklük
Ümm :Ana, anne

*************************************************************************************************************

Vâfiye :Yeter,tam, elverir, sözünde duran, sözünün eri
Vahdet :Yalnızlık, teklik, birlik; Allah’a yakınlık, Allah’a ulaşma; ifade sırasında muvzuun dışına çıkılmaması, yani maksat ne ise yalnız ondan bahsedilmesi, sözün dağıtılmaması Vâkıf :Duran, ayakta duran; Arafat’da vakfeye duran; bir şeyi elde den, bir işten haberli olan; bir şeyi vakfeden
Vâki’(vâkıa) :Vuku’ bulan, olan, düşen, geçen, geçmiş olan
Varak :Yaprak, yazılmış kağıt; kağıt veya kitap yaprağı; altın, gümüş ve sair madenlerden dövülerek yapılan ince yaprak
Vâridât :Gelir(yıllık,aylık), hatıra gelen, içe doğan şeyler
Vâsıl :Erişen, ulaşan, kavuşan; Hakk’a eren
Vasî :Vesâyet’ten, bir ölünün vasiyetini yerine getirmeye memur edilen kimse; aklıca zayıf ve hasta olan bir kimsenin veya bir yetimin malını idare eden kimse
Vasî-i mansûb :Yetim için hakim tarafından atanan vasî
Vasiyyet :Bir kimsenin öldükten sonra yapılmasını ıstediği şey
Vaz`-ı yed :El koyma, tayin etme, kurma, icat etme, bir şeye ad koyma, meydana getirme Vaz’ :Koyma, konulma
Vaz’iyyet :Durum, duruş
Vâzı’-ül-yed :El koyan, eline alan
Vefâ :Sözünde durma, sözünü yerine getirme; dostluğu devam ettirme; yetişme, yetme, kâfi gelme; ödeme
Vekîl-i mutlak :Hukukta yetkileri hiçbir şekilde sınırlanmamış genel vekil; vekilliği hiç bir kayıt ve şarta bağlı olmayan vekil
Ve-l irâe :Gösterme, tayin etme
Velî :Velâyet’ten, velâkin, ammâ, fakat
Veliyy :Evliyâ, Allah’ın adlarından birisi, sahip, çocuğun velisi
Veş :Gibi manasını veren bir benzetme edatı
Vuku’ :Rastlama, isabet etme
Zamm :Katma, ekleme
Zarûrî :Mecburi, zorunlu iş, ister istemez olacak olan
Zât :Kendi, sahip, malik kadın
Zevc :Karı ve kocanın her biri; bir çiftten her biri; koca; çift, tek karşılığı
Zevce :Nikahlı kadın, eş
Zevce-i medhûletün bihâ :Gerdeğe girmiş zevce
Zevce-i medhûl-i bihâ :Evlenmiş kadın
Zevcî, zevciyye :Karı kocaya ait, karı koca ile ilgili
Zevl-i erhâm :Mirasta muayyen bir pay sahibi olmayan yakın hısımlar
Zi’l-yed :Bir malı, bir gayrımenkulü elınde tutan, kullanmakta olan kimse
Zimem :Zimmetler, borçlar
Zimemât :Zimmetler
Zirâ’ :Dirsekten orta parmak ucuna kadar olan bir uzunluk ölçüsü
Zurkak : Sokak

Piroi, Bodamya, Aya Sozemeno, Luricina, Dali ve Dizdar köylerini seçim propagandasi maksadiyla gezen Mısırlıoğlu'nun faaliyetlerini bildiren Dali muallimi Hüseyin Rüstem'in mektubu.

12-80-35-1

Dali, 30 kasım 1921
efendim,
Mısırlıoğlu Efendi bu civardaki köyleri ziyaretinde görmüş olduğu davranışların kendisine halkın gözündeki değerini bir derece anlatmış olduğunu ve bu konudaki üzüntüsünü size yazmaktan kendimi alamadım.bu efendi oğlu ile birlikte Piroyi, Bodamya, Aya Sozemeno, Luricina, Dali ve Dizdar köylerini ziyaret etmiştir. hayatının son döneminde büyük bir hata yapmakta olduğunu herhalde bu köylüler kendisine anlatmış olmalı. Zira gittiği her köyde İrfan Bey isminden başka bir isim hatta bir kelime bile duyamamıştır. Benim Lefkoşa'da bulunduğum bir gün köye ziyarete gelmek düşüncesinde olduğunu söylemişti. ben de köye dönünce muhtara Mısırlıoğlu'nun lütfen köyümüzü ziyaret edeceğini ve gerekeni yapmaktan çekinmemelerini söylemiştim.

You are viewing the text version of this site.

To view the full version please install the Adobe Flash Player and ensure your web browser has JavaScript enabled.

Need help? check the requirements page.


Get Flash Player